COVİD-19 Salgını ve Ücretli Kadın Emeği

Pandemi süreci, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin olumsuz sonuçlarının özellikle kadın işçiler açısından bir kat daha arttığı bir dönem olmuştur.

Covid-19 salgını ile sermaye düzeni zorlu bir sınavdan geçiyor. Salgın ile birlikte oraya çıkan küresel krizin, ekonomik ve sosyal eşitsizlikleri daha da derinleştirdiği görüldü. Salgın ırk, sosyal sınıf, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, yaş, engellilik haline, yasal statüye göre insanları farklı farklı etkiledi. Eşitsizlikleri derinleştirdi. İşçiler iş ve gelir kaybı yaşadılar, günlük yaşamlarını idame ettirememe noktasına geldiler. Alt gelir grupları salgına yakalanma konusunda üst gelir gruplarına göre daha çok risk atında yaşadılar.

Covid-19 virüsünün ülke ekonomilerine etkisi büyük oldu. Olmaya devam ediyor. Mayıs 2020’lerin ortalarına kadar Covid-19 etkisindeki ülkelerde pek çok işyerinin kapatılması ciddi bir ilave işsizliğe neden oldu.

Öte yandan salgın ile mücadelede hastaların ve hasta olmayan bireylerin bakımı, ihtiyaçlarının karşılanması, çocuk bakımı, hijyen uygulamalarının artması ve sağlıklı beslenme öne çıktı. Geleneksel olarak kadına yüklenmiş toplumsal cinsiyet rolü gereği kadınlardan beklenen bu işler, kadınların ev içi işlerini ve bakım yükünü arttırdı. Bunu günlük yaşantımızdan da gözlemlemek mümkün. Benzer şekilde kadına biçilmiş roller üzerinden istihdamda eşitsiz yer alan kadınların ağırlıklı olduğu hizmet sektöründe de kadınların ücretli emeği önem kazandı. Salgın sürecinden olumsuz yönde en fazla etkilenen ücretli-ücretsiz kadın emeği oldu. Bu etkileşimleri anlamak için, öncelikle genel olarak kadın işgücüne katılım, istihdam ve çalışma sürelerinin etkisine, ardından sektörlerde çalışma koşullarına, toplumsal cinsiyet rollerinin etkisine ve son olarak da metal sektöründe, Birleşik Metal-İş üyesi işçi kadınların salgın deneyimlerine bakalım.

GENEL OLARAK KADIN İŞGÜCÜ ÜSTÜNE

Sermaye ile ataerkinin dayanışması kadınların erkek egemen çalışma hayatındaki pozisyonunu belirliyor. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadın istihdamında ayrımcılığı, eşitsizliği ve kırılganlığı ortaya çıkarıyor. Toplumsal cinsiyet rolleri hane halkının bakımı ve ev işlerini eşitsiz bir şekilde kadınlara yüklüyor. Ancak sermaye kadınların emek piyasasındaki emeğinden de vazgeçmek istemiyor. Ve kadınlara biyolojik cinsiyeti üzerinden toplumsal bir rol biçerken ev ile işi uyumlaştırma adı altında kadınlar, çalışma hayatında cinsiyetçi bir işbölümüne maruz kalıyor ve aynı zamanda daha esnek, güvencesiz işlere itiliyor. Kadınların istihdamı yaygın olarak toplumsal cinsiyet rollerinin uzantısı işlerde ve esnek, güvencesiz, kayıt dışı alanlarda görülüyor. Hizmet sektörü de bu alanların başında geliyor.

Salgın nedeniyle kreşlerin, okulların kapanmasının, ortaya çıkan yeni ihtiyaçların kadınları hızla toplumsal cinsiyet rollerinin içine her zamankinden daha fazla çektiğini söyleyebiliriz. DİSK-AR’ın DİSK’e bağlı sendikaların üyeleri arasında yapmış olduğu “COVİD-19 İşçileri Nasıl Etkiledi?” raporunda görmek mümkün. Rapora göre, çalışma düzeninde değişiklik olmayan erkeklerin oranı yüzde 40,7 iken; kadınlar arasında bu oran yüzde 19’a düşüyor. Kadın çalışanlarının yüzde 81’inin çalışma düzeni değişmiştir. Sırasıyla kadınların yüzde 23’ü kısa çalışma yaptığını/yapmakta olduğunu, yüzde 27,4’ü işe dönüşümlü gittiğini/gitmekte olduğunu, yüzde 8,4’ü ücretli mazeret izni kullandığını söylemiştir. Ayrıca kadın üyelerin yüzde 10,6’sı evden çalışmaya geçtiğini belirtmiştir ki, bu oran erkeklerde yüzde 2,3’tür. Kadınların çalışma biçiminin erkeklere oranla daha çok değişikliğe uğramasının nedenlerinin, okulların kapanması ve diğer cinsiyet rollerinin kadının üzerine yıkılması ve bu süreçte artan ev içi hizmet ve bakım işlerine ayrılacak zamanın yine kadınlardan beklenilmesinin bir sonucu olduğu açıktır.

Öte yandan beklendiği gibi kısa çalışmanın ve ücretsiz izin uygulamalarının yaygınlaşmasıyla birlikte ortalama haftalık çalışma saatlerinde de düşüşler yaşandı. TÜİK verilerine göre kadınların ortalama çalışma süresi 39,5 saatten 35,4 saate gerilerken, erkeklerin ortalama çalışma süresi 47,1 saatten 41,3 saate geriledi. DİSK-AR’ın Temmuz 2020 TÜİK verilerinden yapmış olduğu hesaplama da kadınların Covid-19 döneminde ücretli istihdamdan veya işbaşından daha fazla çekilmek zorunda kaldığını gösteriyor. Bilindiği gibi kadın ve erkek işgücüne katılım oranları arası devasa fark var. Erkeklerin işgücüne katılım oranı Nisan 2019’da yüzde 71,8 iken aynı dönemde kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 34,5’ti. Bu fark salgınla birlikte derinleşti. Nisan 2020’de erkeklerin işgücüne katılma oranı yüzde 65,5 olurken, kadınların işgücüne katılma oranı yüzde 29,2 olarak gerçekleşti. Benzer gerileme istihdam açısından da ortaya çıktı. Nisan 2019’da yüzde 63,2 olan erkeklerin istihdam oranı Nisan 2020’de yüzde 57,2’ye ve Nisan 2019’da yüzde 29,2 olan kadınların istihdam oranı ise Nisan 2020’de yüzde 25,3’e geriledi. Öte yandan toplam istihdam nicel olarak son bir yılda kadınlarda yüzde 11,9 ve erkeklerde yüzde ise 7,9 oranında azalmıştır.

Salgın nedeniyle çalışma biçimlerinde büyük değişiklikler oldu. Kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulamaları sonucunda işbaşında olanların sayısında ciddi düşüşler meydana geldi. Çalışanların önemli bir bölümü, istihdam ilişkisi devam etse de fiilen çalışmadı (işbaşında olmadı). DİSK-AR’ın hesaplamalarına göre işbaşında olanların sayısı son bir yılda 7 milyon 109 bin azaldı. Ancak bu konuda da kadın ve erkekler arasında önemli bir eşitsizlik ortaya çıktı. İşbaşında olan erkeklerin sayısı yüzde 23,5 ve kadınların sayısı yüzde 30,8 azaldı. Böylece hem istihdam hem de işbaşında olma durumu açısından kadınlar Covid-19’dn daha olumsuz etkiledi.

Benzer bir eğilim kadın işsizliğinde de ortaya çıktı. DİSK-AR tarafından düzenli olarak hesaplanan ve “İşsizlik ve İstihdamın Görünümü” raporlarında yer alan geniş̧ tanımlı işsizlik oranı erkeklerde Nisan 2019’da yüzde 16,5 iken Nisan 2022’de yüzde 25,9’a, kadınlarda ise Nisan 2019’da yüzde 26,5 iken Nisan 2020’de yüzde 34,1’e yükseldi.

DİSK-AR tarafından geniş̧ tanımlı işsizlik hesaplamasında dikkat çeken bir başka nokta ise zamana bağlı eksik istihdamdaki kadınların artışıdır. Son bir yılda zamana bağlı eksik istihdam edilen erkekler yüzde 253,8 artmışken kadınlar yüzde 335,6 oranında artmıştır. DİSK-AR tarafından hesaplanan Covid-19 etkisiyle revize geniş tanımlı işsizlik ve iş kaybı oranı ise erkeklerde 50,1, kadınlarda ise 56,4 olarak gerçekleşti.

HİZMET SEKTÖRÜNDE KADIN ÜCRETLİ KADIN EMEĞİ

Kadın yoğun sektörlerde pandemin etkilerine baktığımızda ilk sırayı hizmet sektörü alıyor. TÜİK’in dar tanımlı istidam verilerinden;

  • Sağlık çalışanları içinde yüzde 65,
  • Eğitim faaliyetlerinde yüzde 54,6,
  • Mesleki bilimsel ve teknik faaliyetler alanında yüzde 39,18,
  • Konaklama ve yiyecek sektöründe yüzde 26,51,
  • Toptan ve perakende alanında yüzde 25,37 oranında kadın istihdamı olduğu görülüyor.

Sağlık sektörü

ILO’ya göre, dünyada, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri sektöründe 136 milyon kişi çalışıyor. Doktorlar, hemşireler ve diğer sağlık çalışanları, yatılı bakım tesislerinde çalışanlar ve sosyal çalışmacıların yanı sıra, çamaşır ve temizlik personeli, çalıştıkları işyerlerinde ciddi Covid-19 bulaşması riskiyle karşı karşıyalar. ILO salgın süresince yapmış olduğu sağlık çalışanları ile ilgili açıklamalarında bu sektörde çalışanların yaklaşık %70’inin kadın olduğunu belirtiyor.

Sağlık sektörü, salgın ile mücadelede en önde yer aldı. Her kademeden sağlık emekçileri, gün 24 saat çalışarak salgının yayılmasını önlemek için çaba harcadılar. Bu nedenle genel popülasyona göre daha çok risk altında görev yapıyorlar. ABD Hastalık Koruma ve Önleme Merkezi’nin verilerine göre 12 Şubat-9 Nisan 2020 tarihleri arasında 9.607 sağlık çalışanı salgına yakalandı. Salgının erkekler üzerinde daha ölümcül etkileri olduğu yapılan açıklamalardan biliniyor. Ancak ABD’de sağlık çalışanlarından enfekte olanların %73’ü kadınlardan ve yüzde 23’ü erkeklerden oluşmaktadır. Yine 6 Mayıs 2020 tarihinde Uluslararası Hemşireler Konseyi tarafından yapılan açıklamada en az 90 bin yani sağlık çalışanların %6’sı salgına yakalandı ve 260 hemşire Covid-19’a bağlı olarak yaşamını yitirdi.

Ülkemizdeki sağlık sektöründe çalışanların yüzde 65’i kadın. 90 binin üzerinde sağlık çalışanları enfekte oldu ve 43 sağlık çalışanı hayatını kaybetti.

Sağlık çalışanları günlerce evlerinden uzakta çoğu günlerde hastanelerden ayrılmadan günlerce çalıştılar. Hastalara ilk müdahaleyi yapan yoğun bakım ünitelerinde, hastalarla temas halinde olan hasta bakıcısından, hemşiresine doktoruna kadar yoğun bir yük ve risk altında kaldılar. Salgının etkisinin uzayan çalışma saatleri, salgına yakalanma riskinin stresi, ailelerinden, çocuklarından günlerce, haftalarca uzak kalmanın verdiği psikolojik basınç altında emek yoğun bir çaba sergilediler. Hükümetin ek ödemeler konusunda eşitsiz muamelesi, kişisel donamının yetersizliği zor olan koşulları ağırlaştırdı. Salgının başlarında Cumhurbaşkanlığı genelgesi ile kamuda engelli, hamile ya da kronik hastalığı olanların idari izinli sayılması sağlık çalışanlarına uygulanmadı. Bu grupta olan sağlık çalışanlarını daha da riskli bir duruma getirdi.

Eğitim Sektörü

Eğitim sektörü, yaşanan salgından ilk etkilenen sektörlerden biri oldu. Hükümetin aldığı ilk tedbirlerden biri okulların kapatılmasıydı. Okul öncesi, ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite eğitiminde olan 20 milyonu aşkın öğrenci ve 2 milyona yakın eğitimci kadrosu eve kapandı. Eğitime internet üzerinden devam edildi. Tüm öğretmenler hızlıca sürece adapte olup yeni eğitim koşullarına uymak için efor sarf etti.

Her iki cinsiyetin de karşı karşıya kaldığı bu yeni ağır çalışma koşullarına ilave olarak kadın eğitimcilerin üzerine bakım işleri ve ev içi işlerin sorumluluğu da eklendi. Ev içi sorumluklar ve iş içiçe geçti. Bu alanın ekonomik olarak etkilenen kesimi ise ücretli öğretmeler oldu. Ücretli öğretmenler bu dönem boyunca ücretlerini alamadılar ve hükümet onlar için bir düzenleme gündeme almadı.

Ev işçileri

Düşük ücretli, güvenceden yoksun, kayıtdışı çalışmanın yaygın oldu ev işçiliği pandemiden ağır darbe aldı. Birleşmiş Milletler’in Haziran 2020 ayında yayınlamış olduğu “Politika Özeti; Çalışma Hayatı ve Covid-19” belgesinde;

  • Dünya çapında 67 milyonu aşkın ev işçisi olduğu,
  • Yüzde 75’inin kayıtdışı çalıştığı,
  • Yüzde 80’inin göçmen ve çoğunluğu kadınlardan oluştuğu vurgulanıyor.

ILO’nun Haziran 2020 tarihinde ev işçilerine yönelik hazırlamış olduğu Bilgi Notu’nda;

  • Afrika ülkelerinde, 15 Mart itibarıyla ev işçilerinin %49,3’ü salgından önemli ölçüde etkilenirken bu oran 15 Mayıs itibarıyla %73,7 ile zirve yaptı. Ardından 4 Haziran’da %72,3 düzeyine geriledi.
  • Asya ve Pasifik ülkelerinde 15 Mayıs itibariyle ev işçilerin yüzde 79,4’ü etkilenmiş ama Güney Asya’da 15 Mart’ta etkilenenlerin oranı yüzde 87,5’e ulaşmıştır.
  • Batı Avrupa’da ise krizden etkilenme oranı Mart’ta yüzde 36,6 iken 15 Nisan’da yüzde 50, 1 ile zirve yapmıştır.

Ülkemizde de sayıları 1 milyonu bulan ev işçisi kadın işinden oldu. Yaygın karantina döneminde, “evde kal” çağrılarının yapıldığı dönemde, çoğunlukla başka kadınların yardımına ihtiyaç duyan diğer kadınların da eve kapanması ile bu hizmetler kesildi. Herkes kendi işlerini görme yoluna gitti. Çocuk bakarak, evlere temizliğe giderek hayatlarını sürdüren kadınlar açlıkla karşı karşıya kaldı. Kayıtdışılığın en yaygın alan olduğu bu alanda sosyal yardımlardan faydalanamadılar. Yoksullaştılar. Kısmı tecrit uygulamaların yapıldığı ülkelerde kayıt dışı alanda yüzde 90 oranında çalışanın bu süreçten etkilendiği kabul edilmektedir.

Tekstil sektöründe uluslararası hazır giyim

Tekstil sektöründe kadın ağırlıklı bir alan olan konfeksiyonda Covid-19 süresince kadınlar üzerinde farklı etkiler ortaya çıktı. Çalışmaları kısıtlandı, ekonomi imkânları kısıtlandı, bağımsızlıkları ve sağlıkları üzerinde etkileri oldu. Konfeksiyon, daha çok azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yoğunluk kazanan önemli sektörlerden biri. Yüksek hacimli düşük maliyetli işlerden. Sektörde aşırı fazla mesai, düşük ücretler norm halindedir, güvencesiz ve kayıt dışı çalışma oldukça yaygındır. Bu alanda kadınlar toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle daha kırılgan bir konumdadır.

Dünyada 50 milyonu aşkın konfeksiyon işçisinin varlığından söz etmek mümkün. Bu çalışanların yüze 80’i kadınlardan oluşuyor ve ücret skalasında en altta yer alıyorlar. Bangladeş Pennsylvania Üniversitesi İşçi Hakları Konsorsiyumu’nun yapmış olduğu bir araştırma, pandemi süresinde Bangladeş’te 1 milyon tekstil işçisinin, uluslararası markaların üretimi kısmen ya da tamamen durdurması nedeniyle işten çıkarılmış ve bunların yüzde 72’sinin herhangi bir kıdem tazminatı alamamış olduklarını ortaya koyuyor. Myanmar’da bazı konfeksiyon fabrikası sahipleri fabrikalarını işçilere herhangi bir ödeme yapmadan bırakıp gitmişler. Mymar’da 20 bini aşkın tekstil işçisinin işini kaybettiğini belirtiliyor. Kadınların genellikle sosyal güvenlik ağlarına erişimi yok. Kayıt dışı çalışıyorlar. Güney Asya’da tarım dışı alanda kayıt dışı çalışan işçilerin yüzde 80’i kadınlardan oluşuyor. Sahraaltı Afrika’da bu oran yüzde 74.

Çalışma yaşamında en düşük ücretleri alan ve sosyal korumadan yoksun çalışan kadınlar ve bakmakla yükümlü oldukları aileleri üzerinde pandeminin yıkıcı etkileri oluyor. ILO’nun Vietnam’da yapmış olduğu bir araştırmada erkeklere oranla yüzde 24 daha fazla kadının aldıkları ücretleri ailelerine verdiklerini gösteriyor. Bu da yıkımın boyutlarını ortaya seriyor. Tekstil sektörü aynı zamanda en fazla kadın göçmen işçinin yer aldığı sektör. Göçmen işçilerin de yerel işçilere göre pandemi koşullarından daha fazla etkilendikleri biliniyor.

DİSK ÜYELERİ ARASINDAKİ SONUÇLAR

Türkiye genelindeki bu eğilimler diğer araştırmalar ile de teyit edilmektedir. DİSK-AR tarafından Haziran 2020’de DİSK üyeleri arasında yürütülen bir alan araştırmasının sonuçlarına göre salgın döneminde kadınlar erkeklere göre çok daha kırılgan bir konumdadır. Araştırma sonuçları DİSK üyesi kadınların erkeklere göre daha düşük ücret aldığını, çalışma biçimlerinin daha fazla değiştiğini ve çalışma süresinin daha fazla azaldığını ortaya koymuştur. Covid-19 sürecinde kadınların ücret kaybı erkeklerden daha fazla oranda gerçekleşmiştir. Bu durum salgın döneminde toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin daha da arttığını ortaya koymaktadır. Kadınların ücretli çalışma süreleri azalmış, kadınlar istihdamdan daha fazla çekilmek zorunda kalmış ancak ev içi yükleri artmıştır.

DİSK üyesi işçiler arasında çalışma biçimleri cinsiyete göre farklılık göstermiştir. Mart 2020 ile Haziran 2020 arası dönemde kadınların yüzde 81’inin çalışma biçimi değişmiştir. Çalışma biçimin değişmediğini söyleyen kadın oranı yüzde 19’da kalmıştır. Kadın işçilerin erkek işçilere göre salgın sürecinde daha fazla kısa çalışma yaptığı, işe dönüşümlü gittiği, ücretli izne çıkarıldığı ve evden çalışmaya geçtiği görülmektedir. Kadınların yüzde 27,4’ü Mart 2020-Haziran 2020 döneminde işe dönüşümlü gittiğini belirtirken erkek işçilerde bu oran yüzde 16,9’a düşmektedir. Benzer şekilde kadın işçilerin yüzde 10,6’sı salgın döneminde evden çalışmaya geçtiğini söylerken erkek işçilerin yüzde 2,3’ü evden çalışmaya geçtiğini beyan etmiştir. DİSK üyesi erkek işçilerin yüzde 38,4’ü çalışma sürelerinin azaldığını ifade ederken kadın işçilerde bu oran yüzde 52,1 olmuştur.

DİSK-AR araştırması sektörel düzeyde de benzer eğilimleri ortaya koyuyor. Hizmet sektöründe kadınların çalışma süresi sanayiye göre daha fazla azalmıştır. Hizmetler sektöründe kadın işçilerin yüzde 54’ü çalışma sürem azaldı derken, erkeklerde bu oran yüzde 36’ya geriliyor. Sanayide ise çalışma süresinin azaldığını belirten kadın ve erkeklerin oranı sırasıyla yüzde 46 ve 44’tür ve birbirine yakındır. Ancak hizmetlerde çok ciddi bir fark ortaya çıkıyor.

Salgının yoksullar, işçiler kadınlar ve dezavantajlı gruplar üzerinde yıkıcı etkileri oldu. Pandemi süreci toplumsal cinsiyet eşitsizliği dâhil olmak üzere her türlü eşitsizliği derinleştirdiği gibi istismarını da gündeme getiriyor. Hükümetlerin salgın ile mücadelede toplumsal cinsiyet rollerine dönen kadınların, tekrar ücretli emek piyasalarına dönemlerini sağlayacak toplumsal cinsiyet eşitliğini gözetecek istihdam politikası hayata geçirmesi gereklidir.

 Sendikaların çalışma alanlarında toplumsal cinsiyet eşitliğini gözetmesi, politikalarına dâhil etmesi, kadın istihdamının arttırılmasını teşvik etmelidir.

BİRLEŞİK METAL –İŞ ÜYESİ KADINLAR ve SALGIN

Metal sektöründe kadın işçilerin pandemi ile ilgili deneyimlerini yaşadıkları sıkıntıları ve sendikalı olmanın çalışanlara katkısını Birleşik Metal-İş Sendikası’na üye kadınların sözleriyle yanıtlayalım:

“….Pandemi döneminin ilk başladığı günlerde işyerinde insanlarda panik ve tedirginlik oldu. Ne oldu? Ne olacak? İlk günlerde şube başkanları ile işverenler arasında süreç nasıl geçirilecek diye toplantılar yapıldı. İşyerinde sendikalı olmamızın avantajları çok büyüktü çünkü, temsilcilerin istekleri uygulanıyordu. Fabrikamızda 450 mavi yaka 200 beyaz yaka çalışıyor, 23 kronik hasta var ve bunların 15’i kadın, 8‘i erkek. Ben fabrikada baştemsilcilik yapıyorum. Ben de kendim kronik hastayım. Ben de dâhil kronik hastalar 3 ay boyunca ücretli izne çıkarıldı. Haziran ayının son 15 günü yıllık izin olmak üzere yaklaşık dört ay işçiler ücretli idari izin kullanıldı. İşyerinde 250 işçi için kısmi çalışmaya başvuruldu. 180 kişi çalışmaya devam etti.

Pandeminin ilk günlerinde alınan ilk önlem, okulların kapatılması ve eğitime evden devam edilmesi idi. Kamuda 12 yaş altı çocuğu olan kadınlara idari izin verilmesi uygulamasının özel sektör için geçerli olmaması, okulların ve kreşlerin kapanmasıyla ciddi sorunlar yarattı. Bu meselenin çözümü de yine kadınlara kaldı ve kadın işçiler çözüm arayışına girdi. Birleşik Metal-İş Sendikası’nın örgütlü olduğu işyerlerinde de, talepler karşılanmaya çalışıldı. İşyerinden işyerine değişik uygulamalar ortaya çıksa da bulunan yollardan biri de kısmi çalışma uygulamasıydı ve özellikle çocuk bakımı sıkıntısı olan işçilere öncelik verildi:

“Devam eden işçilerden çocukları olan kadın arkadaşlar sıkıntı yaşadı. Şube yöneticilerinin devreye girmesiyle öncelikli olarak onlar izne ayrıldı. Yakınlarından salgına yakalanmış olanlar 14 gün karantinaya ayrıldılar. İşyerimizde salgın teşhisi konulan işçi olmadı. Servisler yarıya indirlidi, yemekhanede önlemler alındı, sosyal mesafe uygulandı.

Bir diğer işyerinde kadın arkadaşımız:

“Corananın ilk başladığı zaman nedir, nasıl, kim ne yapacak, ne olacak hep tartışıyorduk. Fabrikamızda ilk vaka çıktığında çok tedirgin olduk. Ne yapacağız, ne olacak, herkesi nasıl koruyacağız, hasta olan kişiye ne olacak? Bunları düşünüyordum. Hasta olan arkadaşımızı hergün arıyorduk. Nasılsın ağrın var mı diye… Ona bişey olacak korkusu vardı ama iyileşti çok şükür. Sonra hasta sayımız arttı. Insanlar çok tedirgindi. Birçok insan eve karantinaya girdi. İşyerinde insanlar birbirinden öcü gibi kaçıyordu.”

Tamamı kadın işçilerden oluşan bir işyerinde ise işyeri temsilcisinin aktardıkları şöyle:

“işyerimizde beş kronik hastamız vardı, 1 Haziran’a kadar rapor, yarı idari izin, yarı yıllık izin kullandırılarak fabrikadan uzaklaştırıldılar. Onları işyerinden bir şekilde uzaklaştırdık ama bu sefer başka kaygılar ortaya çıktı. Acaba işimi kaybeder miyiz korkusu oluştu, bizleri arayıp sıkı sık kontrol etme ihtiyacı duydular. Hasta oldukları için olası bir işten çıkarmada ilk işten çıkarılanlar bizler mi oluruz kaygısı oluştu. Psikolojik olarak hastalığa yakalanırsak nasıl atlatırız diye kaygı duyuyordum… bir de gelmediğim hergün işverenin gözüne mi batıyorum durumu vardı. Rapor alabilecekler alabildikleri kadar aldı. Pandemi sürecince çalıştık, işler iyiydi. Mesailerimiz oldu hatta.

Üretimin sürdürüldüğü işyerlerinde çalışmaya devam eden kadın işçilerin en büyük kaygısı, hastalığa yakalanmak ve hastalığı evdekiler bulaştırmak oldu:

“Bu durum bizi yıprattı. Herkesin evde olduğu sokağa çıkma kısıtlamasının olduğu dönemde bile çalışıyor olmak, olası bir bulaşı evimize taşıyacağız korkusu yıprattı bizi. Evde kronik hastalığı olan aile fertleri, ufak çocuklarımız vardı. Bunun psikolojik sorunlarını yaşadık .

Annesine Covid-19 teşhisi konulan işçi ise:

“Benim anneme Covid-19 teşisi konuldu. Beş gün hastanede tedavi gördü. Daha sonra 14 gün ev karantinasında kaldı. Anneme teşis konulduktan sonra aile bireyleri olarak beni, kardeşlerimi, babamı ev karantinasına aldılar. Dolayısıyla babam, ben ve kardeşim işe gidemedik. Annemin hastanede kaldığı süreç çok zordu, hasta olmamam gerekiyordu. Annem hastaneden çıktıktan bir hafta sonra benim karantina sürecim bitti. Işbaşı yapmak zorunda kaldık, ben ve babam. Annemin evde özel bir bakıma ihtiyacı vardı ama ben işbaşı yapmak durumundaydım, maddi durumdan dolayı. İşbaşı yaptığım haftasonu sokağa çıkma yasağı olmasına rağmen, özel izinle çalıştık. Yasaklarda işe gelmeye devam ettik. Ben belli bir dönem eve gitmedim. Eve gitmeye korktum. Çünkü annemin bağışıklığı çok düşüktü. Evde kendi kendine bakmak zorundaydı ve ben bu durumda dışarıdan ona birşey getirebilirmiyim korkusuyla belli bir dönem evimden uzak kaldım. Amcam ve yengemler de kaldım o dönemde. Daha sonra annem toparladı, 14 gün karantina süreci bitti. Maddi ve manevi olarak zorlandığımzı bir dönemdi annem ve babamın çalışması bizi zorladı.. ama atlattık şimdilik. 

Salgın günlerinde kadın işçilerin yüklerinin artışını ise şöyle aktarıyor metal işçisi kadınlar:

“Evlerimizde temizlik manyağı haline geldik. Hem işte çalışıyor, hem de eve gittiğimizde saatlerce temizlik yapıyorduk. Mutfaktan çıkamadık. Işler yetişsin diye uykularımızdan fedakarlık ettik. Evde kalma süresinde, ben dâhil birçok kadın arkadaşımız iyice bunaldık, kafayı yiyeceğiz diye aklımızdan geçirmedik değil. Düşünsenize sürekli siz yemek yapıyorsunuz ve herkes, koca, çocuklar evde ve sürekli tüketiyorlar. Kısa çalışma da ücretler düştü ve ama gıda masrafımız, temizlik masrafımız arttı, ne yemeğe ne kiraya ne de temziliğe aldığımız paralar yetti.“

Pandemi sürecinde birçok işçi ücret kaybı yaşadı… BİSAM’in araştırmasında işçilerin yüzde 90’ı gelirlerinin bir bölümü kaybetti. Kadın işçiler yaşadıklarını aktarıyor:

“Maddi olarak ben etkilenmedim. Eşim kısa çalışma ödeneği aldı ve bu 3-4 ayı böyle geçirdik. Ama uzasaydı süreç o işyeri adına, maddi olarak da sıkıntı yaşayacaktık. Burada birçok arkadaşımda o sıkıntılar yaşandı, ya eşleri çalışmıyor oldu, ya diğer ev bütçesine katkı koyanlar çalışmıyordu ya da kısa çalışmadan gelen para ihtiyaçları karşılamak için yeterli olmadı..”

“Karantina sürecinde, işveren tarafından idari izinli gösterildim. Babam böyle bir imkâna sahip olmadığı için ücreti kesildi. Annem hastaneye yattıktan sonra psikolojik olarak çöküntü yaşadık. Bir sürü şey düşündüm. Maddi durum, işin psikolojik boyutu var. Anneme tanı konulduktan sonra ben babamla ve kardeşlerimle evde birlikte kaldım. Tek düşündüğüm şey annemin sağlıkla eve gelmesiydi. Kendimin hasta olmaması gerekiyordu. Aynı evde yaşamama rağmen benim hasta olmamam gerekiyordu. Kardeşlerimin ve babamın hayatlarını idame ettirebilmesi için bana ihtiyaçları vardı. Kendi hastalığımı ya da kendimin hasta olabileceğimi hiç düşünemediğim bir dönem geçirdim. Babam çalışmamıştı, annem hastanedeydi çalışmamıştı bir tek ben vardım. Ben de iznimi raporla uzatmış olsaydım, maddi olarak çok fazla çöküş yaşayacaktık.”

“Çocukları olan işçi arkadaşlara kısmi çalışmada öncelik verdik. Bu da onlara bir maddi kayıp olarak döndü, özellikle tek başına çocuk büyüten kadınlar maddi kayıplar yaşadı ve ekonomik olarak zorlandılar, çocuk bakımı konusunda oldukça zorlandılar.”

“Kronik hasta olarak evde kaldığım süre içinde, temsilcilik görevim bir şekilde devam etti. Telefonum hiç susmadı. Zamanımın büyük çoğunluğu işçi arkadaşlarımın sorunlarına, yaşadığı kaygılara cevap bulmakla geçti. İşverenle sürekli temas halindeydim. İşyerinde çalışan diğer temsilci arkadaşlarımla diyalog içindeydim. Bu zor güzlerde telefonum gün 24 saat açıktı, işyerinde arkadaşlarımın bana ulaşmaları için.”

“Şimdi 29 yaşında olan yetişkin bir oğlum var, onunla yaşıyorum. Beş yaşından itibaren tek başıma onu büyüttüm. O da bazı günler benimle evde kaldı, bazı günler çalışmaya gitti. Evdeki günlerim sıkıcıydı ve birbirinin hep aynıydı. Kendimi oyalayacak meşgaleler buldum. Kitap okuyarak, elişi yaparak, balkonuma yaptığım küçük bahçemde ve ev temizliği ile geçirdim. Hergün evi baştan aşağıya sirkeli suyla sildim.”

“23 aylık çocuğum var, bu dönemde annemlerde kaldım. Eşim 2 ay çalışmadı. Çocuğuma eşim ve annem baktı. Ben çalıştığım için fiziksel teması en aza indirmek istiyordum, en acısı da oydu. O yaşta bir çocukla bu pek mümkün olmuyordu. Maske ile kızım beni görünce korkuyordu, ağlamaya başlıyordu. Bütün hijyen önlemlerini aldıktan sonra ancak yanına gidiyordum.”

Covid-19 tanısı konulan ve karantina sürecini raporlu olarak evde geçiren bir kadın işçi ise yaşadıklarını özetliyor:

Covid-19 salgınına yakalanan kişilerden biri de benim. Oto elektrik fabrikasında 15 yıldır çalışıyorum. İşyerimizde 4 kadın, 4 erkek Covid-19 tedavisi gören işçi oldu, bunlardan biriyim. Sendikamız ilk hastaların ortaya çıkmasıyla işyerinde üretimi durdurdu. Tüm işçiler karantina süreçlerini evlerinde geçirdi. Bende karın ağrısı, kas ağrısı başlayınca test yaptırdım ve pozitif olduğumu öğrendim. Bunu öğrendiğimde açıkçası direkt öleceğim dedim. Çünkü astım hastasıyım. Bu zorlu süreçte, karantina sürecini evde tek başıma geçirdim. On iki yaşında bir kızım var ve annemler alt katımda oturuyor. Annemler ihtiyaçlarımı karşıladı. Kızım bu süre içinde annemlerin yanında kaldı. Ben ise evde yalnız kaldım. Bu süre içinde alt katta olmalarına rağmen çoğunlukla telefon ile görüştük. Psikolojimiz hem ailemin hem benim altüst oldu. Bir ay boyunca hiç kimse ile yan yana gelmedim. Sadece dört duvar… baktıkça üzerime üzerime geliyorlardı, kimi zaman boğulacak gibi hissediyordum. İnsanlar hafife alıyorlar, umursamıyorlar, maske takmıyorlar, rahat davranıyorlar ama ben çok büyük sıkıntılarla atlattım.

SONUÇ

Covid-19 sürecinin kadının ücretli ve ücretsiz emeği üzerindeki olumsuz etkileri, gerek uluslararası alanda yapılan ve gerekse DİSK-AR’ın çeşitli işkollarındaki DİSK üyeleri üzerinde gerçekleştirdiği araştırma/anket çalışmalarıyla sayısal olarak ortaya konmuştur. Sorunların boyutları bakımından, kadın ve erkek emeği arasındaki farklılıklar da bu araştırmaların ortaya koyduğu verilerle görünür hale gelmektedir.

Erkek egemen bir çalışma alanı olan metal işkolunda Birleşik Metal-İş Sendikası’nın kadın üyeleri arasında yaptığı bu özel çalışma da Covid-19 sürecinin kadın işçilerin omuzlarına yüklediği ilave yükleri, bizzat kendi ifadeleriyle ortaya seriyor. Siyasi iktidarın salgın karşısındaki duyarsızlığı ve sermaye odaklı politikaları işçiler ve kadın işçileri üzerindeki yükü daha da arttırmıştır. Salgın süreci, sendikaların işçiler için ne denli önemli örgütler olduklarını bir kez daha ortaya koymuştur. Bu çalışma aynı zamanda sendikalı olmanın işçiler ve kadın işçiler açısından sağladığı yararları da somut olarak gösteriyor.

Pandemi süreci, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin olumsuz sonuçlarının özellikle kadın işçiler açısından bir kat daha arttığı bir dönem olmuştur.

 

BİRLEŞİK METAL-İŞ SENDİKASI
KADIN KOMİSYONU