YanMenu

25
May

Basın açıklaması

GATES işvereni, işçilerin haklı taleplerini karşılamak yerine grevi erteletmeye çalışmaktadır. Çözüm grev yasaklarıyla değil, işçilerin haklı taleplerini karşılamakla olur. GATES işçilerinin hakkını alacağımız toplu sözleşmeyi imzalayana kadar grevimizi her koşulda sürdüreceğiz.


İzmir’de, Ege Serbest Bölge’de faaliyette bulunan ve bir ABD şirketi olan Gates Endüstriyel Metal Kauçuk Sanayi ve Ticaret A.Ş. (GATES) işyerinde 27 Eylül 2023’te başlayan toplu sözleşme görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması üzerine, tüm yasal süreçlerin tamamlanmasının ardından sendikamız, üç fabrikada 350 işçi ile 8 Mart 2024’te greve çıkmıştır.

Sendikamız ilk günden beri işçilerin sorunlarının çözümünü masa başında aramaya çalışmış, yapıcı ve çözüme yönelik önerilerde bulunmuştur. Ancak, işverenin işçilerin yaşama koşullarını dikkate almayan ve uzlaşmaya da yanaşmayan, dayatmacı tutumu karşısında, üyelerimizin iradeleri doğrultusunda grev kararı almıştır. Bugün (13.04.2024) grevimizin 6’ncı gününe girmiş bulunmaktayız.

İşveren, işçilerin haklı taleplerini karşılamak, haklarını vermek yerine grevi erteletmeye çalışmaktadır ve bu amaçla Çalışma Bakanlığı’na başvuruda bulunmuştur. Öncelikle belirtmek isteriz ki işverene düşen görev, grev erteletme/yasaklama çabası yerine işçilerin sözlerine kulak kabartmak, işçilerin açlık ve yoksulluk sınırı altında çalışmasına ve yaşamasına son verecek bir zammı vermektir.

Grev yasaklarından hiç kimse medet ummamalıdır. Sendikamızın şanlı tarihi grev yasaklarını çöpe göndermenin örnekleriyle doludur.

Sendikal haklar bölünemez. Örgütlenme, toplu sözleşme yapma ve grev hakkı bir bütündür. Bu haklardan birinin herhangi bir gerekçe ile ortadan kaldırılması bir bütün olarak sendikal hakların engellenmesi demektir. Buna hakların bölünmezliği ilkesi denilmektedir. Dolayısıyla, grev yasakları, sendikal örgütlenme hakkına açık bir müdahaledir.

“Grev erteleme” adı altında grev yasakları tümüyle yasada belirtilen sınırlamalar yok sayılarak ve keyfi biçimde yapılmaktadır. 6356 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu’na göre, “bir grev veya lokavt genel sağlığı veya milli güvenliği bozucu nitelikte ise” ertelenebiliyor.

Grev erteleme başvurusunun yapıldığı bu işyeri, otomotiv yan sanayisi için üretim yapmakta ve gergi rulmanı üretmektedir. Üretilen bu mallar da ihraç edilmektedir. Zaten, işyeri de Ege Serbest Bölge’dedir; serbest bölgede bulunmasının anlamı, ihracat eksenli üretim yapmasıdır. Dolayısıyla yurt içi üretimle de ilgisi olmayan ve otomotiv yan sanayi için üretim yapan bir işyerinin ülkenin milli güvenliğini bozması abesle iştigaldir.

Bu ürünlerin üretiminin aksaması milli güvenliği bozucu nasıl bir etkide bulunacaktır, bunu anlamak mümkün değildir. Çalışma Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığının böylesi bir yanılsama içine girmeyeceğini, grevimizi yasaklama girişimde bulunmayacağını düşünüyoruz.

Grev yasaklamaları, yasa ile belirlenen çerçeveye ve Anayasa’ya aykırı olarak yapılmaktadır. Ayrıca, ILO’nun 87 sayılı Sözleşmesine de açıkça aykırıdır. Konuyla ilgili ILO denetim organlarının çok sayıda kararı vardır.

Bunlara karşın, olası bir grev yasağına karşı bazı hatırlatmalar yapmakta yarar görüyoruz.

Son yıllarda bazı sözleşme süreçlerinde grev yasakları ile karşılaşıyoruz.

  • 2015 yılında MESS Grup TİS sözleşmesi kapsamında 38 işletmede,
  • 2017 yılında Bursa’da bulunan Asil Çelik işyerinde,
  • 2017 yılında enerji sektöründe bulunan 4 işletmede, 
  • 2018 yılında MESS Grup TİS sözleşmesi kapsamında Sendikamızla birlikte 3 sendikanın örgütlü olduğu 179 işletmede,
  • 2022 yılında Kocaeli’nde bulunan Bekaert işyerinde,
  • Ve son olarak 2023 yılında Gebze/Kocaeli’nde bulunan Green Transfo Energy işyerinde,

grevlerimiz yasaklandı.

Binlerce işçinin grev iradesi iktidar tarafından çiğnendi ve grev erteleme adı altında yasaklandı. Böylece, binlerce işçinin grev silahı ellerinden alındı.

Çeşitli işyerlerinde Anayasa’dan doğan ve hukuksuz biçimde yasaklanan grev hakkımıza sahip çıktık ve grevlerimizi filen yaptık. Örneğin, 2022 yılında grevi yasaklanan Bekaert işyerinde 18 gün fiilen grev yaptık.

2016 yılında (Elektromekanik İşverenler Sendikası) EMİS ile yaptığımız grup toplu iş sözleşmesi sürecinde de grevimizin ertelemesine karşı devam ettirdiğimiz grevin 3’üncü gününde sözleşme imzalandı.

Geçen yıl da Gebze/Kocaeli’nde bulunan Green Transfo Energy işyerinde 1 gün fiilen grev yaptık ve aynı günün akşamında sözleşmemiz anlaşma ile sonuçlandı.

Ayrıca, 2015 yılında MESS Grup TİS sözleşmesi kapsamında 38 işletme için yapılan grev ertelemesi için Anayasa Mahkemesine yaptığımız başvuru sendikamız lehine sonuçlanmıştır ve mahkeme hükümete 50 bin TL para cezası vermiştir.

İktidarı ve işvereni uyarıyoruz: İşçilerin anayasal ve yasal haklarını kullanmalarına engel çıkarmayın. Grevlerimizi yasaklamayın. İşçilerin grev ve toplu sözleşmelerle elde edecekleri hakları patronlara peşkeş çekmeye kalkmayın. İşçilerin temel haklarına saygı gösterin.

Çözüm grev yasaklarıyla değil, işçilerin haklı taleplerini karşılamakla olur.

GATES işçilerinin hakkını alacağımız toplu sözleşmeyi imzalayana kadar grevimizi her şart ve koşulda sürdüreceğiz.

 

BİRLEŞİK METAL-İŞ SENDİKASI
GENEL YÖNETİM KURULU

Gün, mücadele ve dayanışmayı yükseltme günü; gün, grev günüdür!

İzmir’in Gaziemir ilçesindeki Ege Serbest Bölgesi’nde bulunan ABD sermayeli GATES ENDÜSTRİYEL METAL KAUÇUK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. işletmesinde, Birleşik Metal-İş Sendikası’na üye işçiler, toplu iş sözleşme görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması üzerine, yarın saat 11.00’de greve çıkacak.

MESEM'ler ve çocuk işçi ölümlerine ilişkin bugün (15 Şubat 2024) MMO İstanbul Şubesi'nde düzenlediğimiz basın toplantısında, Genel Başkanımız Özkan Atar’ın açıklaması:


Arda Tonbul, henüz 14 yaşındaydı. İstanbul Esenyurt’taki Alkop Sanayi Sitesi’nin içerisinde bulunan Alkop Meslek ve Teknik Anadolu Lisesi Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) birinci sınıf öğrencisiydi. Yaşıtları haftada beş gün okula giderken o, bir gün okula gidiyordu. Haftada dört gün ise staj adı altında Hadımköy’deki Özkanlar Metal Demir Çelik Endüstrisi AŞ’ye ait metal fabrikasında çalıştırılıyordu.

Arda, 9 Ocak 2024 günü yine fabrikadaydı. Yasaya göre yanında mutlaka bir usta öğreticinin bulunması gerekirken sac büküm makinesinin başında yalnız bırakılan Arda’nın başı makineye sıkıştı. 16 dakika boyunca kimsenin görmediği Arda, kaldırıldığı hastanede bir hafta süren yaşam mücadelesinin ardından 15 Ocak’ta hayatını kaybetti. Memleketi Giresun’da, henüz yedi aylıkken yitirdiği annesinin yanına defnedildi.

Arda, ne yazık ki iş cinayeti sonucu hayatını kaybeden ne ilk ne de son MESEM öğrencisiydi. Yalnızca son altı ayda staj adı altında çocuk işçiliğine, çocuk emeği sömürüsüne yasal kılıf hazırlayan MESEM uygulaması nedeniyle yaşları 14 ile 17 arasında değişen 8 çocuk yaşamını yitirdi.

Arda’nın ölümünden yalnızca bir hafta sonra Kütahya’da 15 yaşındaki MESEM öğrencisi Erol Can Yavuz, çalıştırıldığı mobilya atölyesinde sunta bloklarının üzerine devrilmesi sonucu can verdi. Bu ayın başında ise Kilis’te 17 yaşındaki Murat Can Eryılmaz, MESEM kapsamında çalıştırıldığı 13 katlı inşaatın sekizinci katından düşmesi nedeniyle 72 gündür yoğun bakımda sürdürdüğü yaşam savaşını kaybetti.

Peş peşe gelen bu çocuk ölümleri nedeniyle gözler MESEM uygulamasına çevrildi.

 MESEM: Çocuk işçiliğine yasal kılıf

Mesleki eğitim, bireyleri toplumsal yaşam için gerekli mesleklere dair fiziksel ve zihinsel bilgi ve becerilerle donatan, ekonomik ve sosyal anlamda hayata hazırlayan bir süreçtir. Ancak bu alanda sermayenin talep ve ihtiyacı doğrultusunda benimsenen neoliberal politikalar ve yapılan düzenlemeler, bu tanımın aksine, öğrencilerin ucuz işgücü haline getirildiği, sömürüye dayalı bir gerçeği ortaya koyuyor.

“Mesleki eğitim” adı altında öğrencilerin ucuz işgücü olarak kullanılması, 2016 ve 2021 yıllarında yapılan iki yasa değişikliği ile ciddi biçimde arttı. Bu yasal düzenlemelerle mesleki eğitimin en önemli sacayağını oluşturan meslek liselerindeki öğrencilerin fiilen okuldan ayrılarak çocuk işçi olarak çalışmasının önü açıldı.

6764 sayılı Kanun ile Milli Eğitim Temel Kanunu ve Mesleki Eğitim Kanunu’nda yapılan, Resmi Gazete’de 9 Aralık 2016’da yayımlanan değişiklikle çıraklık eğitimi, örgün ve zorunlu eğitim kapsamına alındı. Çıraklık eğitiminin MEB’e bağlı MESEM’lerde verilmesine karar verildi ve MESEM’ler, Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü’ne bağlandı. Yasa değişikliğiyle ayrıca, staja tabi tutulan meslek lisesi öğrencileri, yalnızca iş kazası ve meslek hastalığı ile hastalık yönünden sigortalı sayılmaya başlandı.

Resmi Gazete’de 25 Aralık 2021’de yayımlanan 7346 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ise MESEM’lere yönelik talebin patlamasına yol açtı. Yasa doğrultusunda tüm meslek liseleri bünyesinde MESEM açıldı. MESEM kapsamında staj yapacak 9, 10 ve 11’inci sınıf öğrencilerine asgari ücretin en az yüzde 30’u, 12’nci sınıftaki kalfalara ise asgari ücretin en az yarısı kadar ödeme yapılması kararlaştırıldı. Bu ücretler, İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanıyor. Böylece işverenler, hiçbir maddi külfeti olmadan, kamu kaynaklarını kullanarak stajyer öğrencileri çalıştırıyor.

Ödemelerin devlet desteğiyle yapılması ve çocukların bir iş sahibi olacağı algısı ile işverenler ve aileler için cazip hale getirilen MESEM uygulaması kapsamında fabrikalarda çalıştırılan çocuk sayısı hızla artıyor. Bugün 81 ildeki sanayi bölgelerinin tamamında MESEM açılmış durumda. Ülke genelinde MESEM programına kayıtlı yaklaşık 1,5 milyon öğrenci bulunuyor.

MESEM’e kayıtlı öğrencilerin 300 bine yakını 18 yaşın altında. Bu öğrenciler, denetim ve takipten yoksun şekilde, çocuklar için uygun olmayan koşullarda çalıştırılıyor. İş Kanunu’nun 71’inci maddesine göre 15 yaşından küçük çocukların ağır işlerde çalışması yasak. Ancak yaşı 14’e kadar inen bu çocuklar, çırak ya da stajyer adı verilerek, metal fabrikaları gibi tehlikeli ve çok tehlikeli işyerlerinde bile bedensel, zihinsel ve psikolojik gelişimleri tamamlanmadan çalışmak zorunda bırakılıyor.

Dolayısıyla mevcut uygulama, bu haliyle hem mevzuata hem de Türkiye’nin tam 30 yıl önce onayladığı BM Çocuk Hakları Evrensel Bildirgesi ile 1998’de onayladığı 138 sayılı ILO Asgari Yaş Sözleşmesi’ne aykırı. Mesleki eğitim adı altında uluslararası standartlara uygun olmayan bir çocuk çalıştırma biçimi norm haline getiriliyor.

 

MESEM öğrencilerinin çalışma koşulları

MEB’e bağlı eğitim kurumları aracılığıyla işçi olarak sermayeye pazarlanan çocuklar, daha birinci sınıftan itibaren okullarından koparılarak sanayiye sokuluyor. Sistem, çocukların haftanın 4 gününü fabrikada, 1 gününü okulda geçireceği şekilde kurgulanmış. Ancak alandan gelen bilgiler, çocukların çok daha fazla süreyle çalıştırıldığına işaret ediyor. Yasaya aykırı şekilde gece geç saatlere kadar çalıştırılan, hafta sonları da işe çağrılan çocuklar var. Okullarda eğitime ara verildiği dönemlerde örgün eğitimdeki çocuklar tatil yaparken, bu çocuklar fabrikada işçilik yapmaya devam ediyor. Bu durum, işte çok yorulan, eğitimden fikren uzaklaşan çocukların okulla bağlantısının tamamen kopmasına yol açıyor.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği açısından da çocukların fabrika ortamında bulunması, tehlikeli koşullarda çalıştırılması, tıpkı Arda gibi makinenin olduğu yerde tek başına bırakılması, daha vücut gelişimini tamamlamamış çocuklara erişkinlere yönelik kişisel koruyucu donanım verilmesi ya da hiç verilmemesi, hijyen kurallarına uyulmaması, ısınma ve havalandırmanın yeterince olmaması gibi ihmaller, çocukları büyük tehlikelerle yüz yüze getiriyor.

Bunun yanında “usta öğretici belgesi” alımının çok kolaylaştırılması ve ustalara yeterli pedagojik eğitimin verilmemesi, çocukları riske atan bir diğer etken. İşletme sayısının çokluğu, öğretmen eksikliği ve zamansızlık gibi nedenlerle çocukların mesleki gelişimi ve esenlik durumu koordinatör öğretmenlerce de takip edilemiyor. Birçok yerde yalnızca çocuğun devam-devamsızlık durumuna bakılabiliyor. Öte yandan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı başta olmak üzere kamu kurumlarının sorumluluğunda olan denetimlerin de son derece yetersiz oluşu, sorunu daha da büyütüyor.

MESEM uygulamasıyla kâğıt üzerinde stajyer ama uygulamada işçi olan öğrencilerin ücret ve sosyal hakları da gasbediliyor. Öğrencilerin ücretlerinin İŞKUR tarafından ödenmesi, işverenlerin uygulamayı suiistimal etmesine neden oluyor. Birçok işveren yeni işçi alarak en az asgari ücret ödemek ve diğer işçilik maliyetlerini karşılamak yerine, MESEM kapsamında çocukları işçileştirerek masraflarını sıfırlıyor.

Çıraklık eğitimi üç yıl, kalfalık eğitimi bir yıl sürüyor. Üç yıl çıraklık eğitimi alan çocukların hiçbir sosyal hakkı yok. Hayatlarına mal olan koşullarda çalıştırılan çocukların staj ve çıraklıkta geçirdiği süreler, emeklilik prim gün sayılarının hesabında ve sigortalılık sürelerinin başlangıcında da kabul edilmiyor.

 

Eğitime değil, işverenlere yatırım

MESEM programlarında hangi işlerin hangi yaşlara uygun olduğu konusunda herhangi bir standart bulunmuyor. Bu belirsizlik nedeniyle öğrenciler ya yaşlarına hiç uygun olmayan ağır işlerde ya da ayak işlerinde çalıştırılabiliyor. Bu sebeple mesleki bilgi ve beceri edinemiyorlar. Çok erken yaşta örgün eğitimden koparılan çocuklar hem fabrikalarda hem de okullarda uyum problemi yaşıyorlar.

MESEM uygulamasında öğrencilere sağlanan maddi destek nedeniyle Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerindeki öğrenci sayılarında azalmalar yaşanıyor. Bu yüzden meslek liselerine eğitim verilen bazı bölümler kapatılıyor.

MESEM ile birlikte mesleki ve teknik liseler çocuk işçi bulma kurumuna dönmüş durumda. Bu uygulamayla meslek liselerinin altı boşaltılıyor; çocukların okullarında, atölyelerinde görmeleri gereken pratik eğitimler tamamen ortadan kaldırılıyor. Çocuklar doğrudan fabrikalara ucuz işçi olarak gönderiliyor.

İşverenler için kârlı olan bu durum, ülkede yaşanan ekonomik kriz, derin yoksullaşma, yüksek işsizlik oranları, özellikle de genç işsizliği oranları ile birlikte düşünüldüğünde, MESEM projesine aileler ve öğrencilerden gelen talebin neden yüksek olduğunu anlamak zor değil. Ancak bu proje ve projenin uygulanma biçimi, çocukların sağlıklarına hatta hayatlarına mal oluyor. Normal koşullarda fabrikalardan içeri adım bile atamaması gereken ufacık çocuklar bizzat devlet eliyle, kamu kaynaklarıyla fabrikalara sokuluyor ve çocuk işçiliği, çocuk emeği sömürüsü meşrulaştırılıyor. Mesleki eğitim vermesi gereken okullar, çocuk emeğinin ticaretini yapan kurumlar haline dönüştürülüyor.

 

 Sonuç olarak;

  • MESEM projesinden derhal vazgeçilmelidir. Kamu kaynakları sermayenin çıkarı doğrultusunda çocuk işçiliğine yasal kılıf sağlayan MESEM’ler için değil, gerçek ve nitelikli bir mesleki eğitim için meslek liselerinin güçlendirilmesi amacıyla kullanılmalıdır.

  • Staj yapacak öğrenciler için yaş sınırı getirilmelidir. Staj alanları çocukların fiziksel, ruhsal ve akademik gelişimleri için uygun olmalı, sistematik olarak denetimi ve takibi yapılmalıdır. Tehlikeli ve çok tehlikeli işlerde çocuğun üstün yararı gözetilerek ek önlemler alınmalı, koruyucu düzenlemeler yapılmalıdır.

  • Meslek liseleri bünyesindeki okul atölyelerine, işliklere yatırım yapılmalı; çocuklar ilk pratik eğitimlerini bu atölye ve işliklerde yapmalıdır. Öğrenciler temel mesleki dersleriyle altyapıları oluştuktan sonra, son sınıfta, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin eksiksiz alındığı, denetim ve takibin sağlandığı koşullarda sınırlı sürelerle fabrika ortamına sokulmalıdır.

  • Öğrencilerin staj yapacağı işyerlerinin seçimi için kriterler net şekilde belirlenmeli, bu kriterleri yerine getirmeyen işyerlerine öğrenci gönderilmemelidir. İşletmelere kurallara uymamaları ve yasa dışı işlem yapmaları durumunda etkin yaptırımlar uygulanmalıdır. Stajyer öğrencilere uygun kişisel koruyucu donanım sağlanmalıdır.

  • Usta öğreticilik belgesi alma koşulları zorlaştırılmalı, usta öğreticiler yüz yüze ve uygulamalı pedagojik eğitimden geçirilmelidir.

  • 12 yıllık kesintisiz zorunlu eğitimin yerine getirilen ve 2012 yılında yasalaşan 4+4+4 eğitim sistemi, çocuk işçiliğini besleyen bir sistemdir. Bu nedenle kademeli eğitimden vazgeçilmeli, yeniden 12 yıllık zorunlu temel eğitime dönülmelidir.

  • Çocuk işçiliği yoksulluğun bir sonucudur. Yoksullukla mücadele kapsamında gerekli sosyal politikalar hayata geçirilmelidir. Çocuk işçiliğine ve çocukların örgün eğitimden koparılma riskine karşı meslek lisesi öğrencilere ve ailelerine ekonomik destek sağlanmalıdır.