YanMenu

23
Tem

Basın açıklaması

Dilovası’nda kurulu Systemair HSK işyerinde çalışan işçilerin sendikamıza üye olmasının ardından şirket yönetiminin üyelerimize yönelik uyguladığı işten çıkarma, ücretsiz izin ve fiziki-psikolojik baskı kamuoyunun bilgisi dahilindedir. Sendikamız ilk günden itibaren ulusal ve uluslararası kamuoyunu objektif ve düzenli olarak bilgilendirmiştir. Öte yandan şirket yönetiminin sendikalaşmaya yönelik tahammülsüz tutumundan vazgeçerek, işyerinde çalışan işçileri temsil eden sendikamızla görüşmelere başlaması için girişimlerimiz de kesintisiz olarak sürdürülmüştür.


Ancak Systemair HSK yönetiminin çalışma barışı için çözüm yolları aramak yerine hukuksuzlukta ısrarı sürüyor. Dün kamuoyuna yapılan ve baştan sona bugüne kadar şirket yönetiminin sergilediği hak ve hukuk tanımayan tutuma dayanak oluşturma niyeti taşıdığı anlaşılan açıklama da bu yöndedir.

Şirket yönetimi yaptığı açıklamada sendikamızın üye sayısı olarak işyerinde yeterli çoğunluğu sağlamadığını, Bakanlığa kendilerine sadece sendikamızın işyerinde yetki tespiti isteminde bulunduğunu bildirdiğini ifade etmektedir. Oysa sendikamız işyerinde 6356 sayılı yasanın aradığı yeterli üye çoğunluğunu sağlamış, Çalışma, Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bu çoğunluğu kayıtlardan tespit etmesi için 9.10.2020 tarihinde başvuruda bulunmuş, Bakanlık incelemesini tamamlayarak işyerinde sendikamızın işçileri temsil etmek için yasanın aradığı üye çoğunluğuna sahip olduğuna dair “çoğunluk tespit belgesini” 15.10.2020 tarihinde tarafımıza iletmiştir.

Bu belge aynı zamanda işyerine de ulaşmıştır. Şirket yönetiminin açıklamasında yer alan “işyerinde sendikanın yetki alabilmesi için gerekli çoğunluk şirketimizde sağlanmamıştır” ifadesi doğru değildir. Belgesi bu açıklamamızın ekinde yer almaktadır.

Açıklamada sendikamızdan “yetkilendirilmemiş sendika” diye söz edilmektedir. Aynı açıklamada “en önemli değerimiz çalışanlarımızdır” da denmektedir. Hatırlatmak isteriz. Sendika, yetkisini en başta işyerindeki çalışanlardan alır. Şirket ise en önemli değerim dediği çalışanlarını, sendikalı oldukları için cezalandırmayı seçmiştir.

Şirketin yaptığı açıklamada ücretsiz izinlerin “sendikanın faaliyetlerinin pandemi dönemiyle birlikte arttırdığımız önlemleri sekteye uğratması sonucu, çalışanlarımızın kendi sağlıklarına yönelik endişe duymaya başlaması” nedeniyle uygulandığı ileri sürülmektedir. Sendikalaşma nedeniyle işçileri işyerinden uzaklaştırarak cezalandırmaya bulunan bu kılıf oldukça yaratıcı olmuştur. Hatırlatmak isteriz ki sendikamız işyerinde çoğunluk tespitini henüz almıştır. Bu süre zarfında ne şirket içinde, ne şirketin eklentilerinde herhangi bir sendikal faaliyette bulunmamıştır. Ayrıca işyerinde sendikal faaliyet işçilerin sağlık ve güvenlik koşullarını bozmaz, aksine iyileştirir. İşçilerin sağlık ve güvenlik koşullarını bozan işyerinde uygulanan baskı, ücretsiz izin uygulaması ve işten çıkarmalardır. Bunu anlayabilmek için uğradığı baskı nedeniyle fabrikanın nizamiyesinde rahatsızlanan üyemizin kamuoyuna yansıyan görüntülerini izlemek yeterlidir.

Özetle, şirket yönetiminin yaptığı açıklama, bugüne kadar uygulanan hukuksuzluklara dayanak oluşturmaktan uzaktır.

Oysa olanlar tüm açıklığıyla göz önündedir. Systemair HSK’da ulusal ve uluslararası normlarla güvence altına alınan temel işçi haklarını tümüyle çiğnenmiştir. Tek tek sıralamak gerekirse;

- Systemair HSK’da işçilerin Anayasal hakkı olan sendikalaşma özgürlüğü engellenmekte,

- Sendika üyesi olan işçilere ayrım yapılmakta,

- Sendika üyesi olan işçilerin sendika üyeliğinden istifa etmeleri için baskı yapılmakta,

- Sendika üyesi olan işçiler tek taraflı ücretsiz izini çıkarılmakta ve bu şekilde fabrikadan uzaklaştırılarak cezalandırılmakta,

- Sendika üyesi olan işçiler (dışarıda bekleyen arkadaşlarına selam verdikleri için) tazminatsız işten çıkarılmakta,

- Fabrika içindeki üretim olağan olmayan bir planlamayla bir başka tedarikçi şirkete kaydırılmakta,

- İşçilerin sendikal temsiliyeti tanınmamaktadır.

Sorunun hala çözümü olduğunu hatırlatmak istiyoruz. Şirket yönetiminin yapması gereken, tek bir dakika kaybetmeksizin işçilerin sendikal temsiliyetini tanımaktır. Ücretsiz izin uygulaması ayrımsız sona ermeli, atılan işçiler geri alınmalı, sendika ile görüşmeler biran önce başlamalıdır. Systemair HSK’da iş barışını sağlamanın tek yolu budur.

 

BİRLEŞİK METAL-İŞ
Genel Yönetim Kurulu

Kıdem tazminatlarımıza yönelik tehdit yakınlaştı.

TBMM yaz tatiline girerken aceleyle çıkartılan 11. Kalkınma Planı içinde kıdem tazminatlarımızın fona devredilmesi ifadesi de yer aldı.


Kıdem tazminatlarımıza yönelik tehdit yakınlaştı.

TBMM yaz tatiline girerken aceleyle çıkartılan 11. Kalkınma Planı içinde kıdem tazminatlarımızın fona devredilmesi ifadesi de yer aldı. Kabul edilen 11. Kalkınma Planında yeralan ifade aşağıdaki gibidir; "Bireysel emeklilikteki otomatik katılım sistemi sistemde kalış süresi ve fon tutarını artıracak şekilde yeniden düzenlenecek ve bireysel hesaplara dayalı kurulacak kıdem tazminatı fonu ile entegre edilecektir"

Bunun açık ifadesi kıdem tazminatlarımız, Bireysel Emeklilikle birleştirilmek adı altında iç edilecek demektir. Muhalefet tarafından metinden bu cümlenin çıkarılması için yapılan öneri ne yazık ki AKP ve MHP milletvekilleri tarafından reddedilmiştir.

Bu gelişme kırmızı alarm demektir ve tehlikenin iyice yaklaştığını göstermektedir. Sendikamız için “kırmızı gömleklerimizi” giymenin zamanı gelmiştir.

Çünkü neredeyse yüzyıla yakın zamandan beri elimizde olan bir hakkımıza el konulmak istenmektedir. Oysa bu hak bizden önceki kuşakların büyük mücadelelerle adeta söke söke elde ettiği, geliştirdiği ve elimizde kalan son kalemizdir.

  • Kıdem tazminatlarımız bizler için birikmiş emeğimizin kısmen karşılığıdır.
  • İşverenlerin keyfi işten çıkarmalarına karşı caydırıcı bir etkendir.
  • İşçilerin yıpranmışlığının bedeli ve liyakatının karşılığıdır.
  • İşsiz kalan işçinin bu zor döneminde geçimini teminetmesi için bir dayanaktır.
  • İşçinin emekliliğinde aldığı bir ikramiye gibidir.
  • Ücretlerin son derece düşük olduğu ülkemizde ücretin ödenmeyen kısmıdır.

Şimdi bizden bütün bu kazanımlarımızdan vazgeçmemizi ve tazminatlarımızın fona devredilerek hiç edilmesini onaylamamızı bekleyenlere gereken en sert cevabı vereceğimizden kimsenin kuşkusu olmasın.

İşvereni kıdem tazminatı vermekten kurtaran, işçinin işten çıkartıldığında kıdem tazminatı almasını engelleyen, üstelik en az 15 yıl bu tazminatı almaktan alıkoyan veya ancak emekli olduğunda yararlanabileceği ve bunu da miktar olarak şimdiki miktarın üçte biri oranında elde edebileceği bir sadakaya dönüştüren bu tasarıyı şiddetle reddediyoruz.

Amaçları bellidir; İşverenleri yük olarak gördükleri kıdem tazminatından kurtarmak ve işçilerin bu hakkını da gasp ederek tamtakır ettikleri kasalarına yeni kaynak yaratmak.

Buna müsaade etmeyeceğiz. DİSK/Birleşik Metal-İş Sendikası olarak kıdem tazminatlarımızın yok edilmesi anlamına gelecek bu fon hazırlığı karşısındaki tavrımız çok nettir ve bu kararlılığımızı tüm kamuoyu nezdinde hatırlatmayı bir görev addediyoruz.

 

BİRLEŞİK METAL-İŞ
Genel Yönetim Kurulu


 

Kadın Komisyonumuz, doğurganlık hızının düşmesi nedeniyle hükümetin gündemine aldığı doğum teşviki paketine ilişkin bir basın toplantısı düzenledi.
 
KMO İstanbul Şubesi’nde 23 Temmuz Salı günü yapılan toplantıda metal işçisi kadınlar, “Doğum teşviki değil; eşitlikçi, kamucu sosyal politikalar istiyoruz. Kadınları ‘doğuma teşvik edeceği’ söylenen önlemlerin kadınların istihdamdaki varlığını, gelirlerini, statülerini etkilemesinden, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini daha da derinleştirmesinden endişeliyiz” dedi.
Kadınların çalışma yaşamı üzerinde anne olmanın getirdiği olumsuz etkilere dikkat çeken kadın üyelerimiz, “Hükümetin sorumluluğu bu olumsuz etkileri ortadan kaldırmaktır” diye konuştu.
 
Komisyonumuzun açıklaması şu şekilde:
 

Doğum Teşviki Değil,

Eşitlikçi, Kamucu Sosyal Politikalar İstiyoruz

TÜİK, 15 Mayıs’ta doğum verilerini paylaştı. Bu verilere göre 2001 yılında 2,38 olan doğurganlık hızı, yani bir kadının yaşamı boyunca dünyaya getirdiği ortalama çocuk sayısı, 2023 yılında 1,51’e düştü. Bir ülkede nüfusun azalma eğilimine girme eşiği ise 2,1. Türkiye'de doğurganlık hızı, 2016'dan bu yana bu eşiğin altında seyrediyor.

Bu veriler yayımlandıktan sonra, hükümet kanadından da açıklamalar geldi. Birtakım çalışmalar başlatacaklarını ve bu düşüşü önlemeye yönelik adımların atılacağını dillendirdiler. Bu adımların arasında, kadınların doğum izninin bir yıla çıkarılmasından başlayarak kadınları daha fazla doğuma teşvik edecek düzenlemelerin olduğundan söz ediliyor.

Hükümetin kadına bakışını, kadın-erkek eşitliğine olan mesafesini biliyoruz. Her fırsatta kadınların kazanılmış haklarına saldırdığına yıllardır tanıklık ediyoruz.

Şimdi de, kadınları “doğuma teşvik edeceği” söylenen önlemlerin kadınların istihdamdaki varlığını, gelirlerini, statülerini etkilemesinden, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini daha da derinleştirmesinden endişeliyiz. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin kadının insan haklarının ihlali olduğu, yaşamın her alanında kadını ikincilleştirdiği somut bir gerçek olarak önümüzde dururken ve uluslararası sözleşmeler hükümetleri bu eşitsizliği giderecek adımları atmakla sorumlu tutmuşken, birçok ülke eşitlikçi politikaları hayata geçirirken, hükümetin kamuoyuna yansıyan açıklamaları endişemizi daha da artırmıştır. 

Biz metal sektöründe çalışan kadınlarız. Öncelikle kadınların doğurma ya da doğurmama hakkının temel bir hak olduğunu belirtmeliyiz. Bu nedenle kadınların doğurmaya ya da doğurmamaya özgürce karar verecekleri demokratik, kadının insan haklarına saygılı, kürtaj hakkının kısıtlanmadığı, doğum kontrol yöntemlerine ücretsiz erişimin olduğu bir toplumsal yaşamın tesis edilmiş olması gereklidir. Aksi halde merdiven altı uygulamalarla birlikte anne-bebek ölümlerinin artacağı unutulmamalıdır. 

Eşitlik politikalarının hâkim kılınmadığı toplumlarda anne olmak kutsallaştırılırken, bu durumun anne olan kadınların yaşamındaki olumsuz etkileri saymakla bitmiyor. Evde ve işte cinsiyetçi işbölümü, işe alımlardan başlamak üzere çalışma yaşamında ayrımcılık, şiddet, taciz ve ücret eşitsizliği, bunlardan bazılarıdır.

Öyle ki Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO),Türkiye’de çocuğu olan bir kadın ile çocuksuz bir kadın arasındaki ücret farkının yüzde 11 olduğunu tespit etmiş, benzer şekilde anne ile baba arasındaki ücret eşitsizliği oranının yüzde 19 olduğunu açıklamıştır. ILO, bu durumun kadınlara “annelik cezası” olduğunun altını çizmiştir. 

Sosyal bir devlet anlayışının gereği olarak, kadınların karşılaştığı tüm bu olumsuzlukların ortadan kaldırılması için hareket edilmelidir. 

Çocuk doğurmanın birçok kadını istihdamdan çıkardığı, evli kadınların istihdama girişinin daha düşük olduğu TÜİK verileri ile tespit edilmiştir. Kadın-erkek 2023 istihdam verilerine bakıldığında kadınların istihdamdaki oranı %31,3 iken, bu oran erkeklerde %65,7, yani kadınların iki katından fazla olarak gerçekleşti. 2022 yılında hanesinde 3 yaşın altında çocuğu olan 25-49 yaş grubundaki kadınların istihdam oranının %28, erkeklerin istihdam oranının ise %90,5 olduğu görüldü. Bu veriler açıkça gösteriyor ki, doğum sonrası çocuk bakımının tümüyle kadının üzerine bırakılması kadını istihdamdan çıkarıyor.

Toplumsal cinsiyet rolleri, ev işlerini ve çocuk bakımından başlayarak ev içindeki bireylerin bakım yükünü kadınların omzuna yıkıyor. Hükümet, kamusal politikalarla bu yükü kadınların omuzlarından alacak ve toplumda eşitlik fikrini güçlendirecek yapısal adımlar atmak ve kamusal hizmetler sunmak yerine esnek çalışma biçimlerini kadınların önüne bir tercih ve çözüm olarak sunuyor. Bu da kadın emeğinin iki kat sömürülmesini pekiştiriyor.

Hükümetin sorumluluğu, bu tabloyu kadının lehine değiştirmek için girişimlerde bulunmaktır.

Uygulamaya alınacak programların, kadınların kendi bedenleri üzerinde söz ve karar sahibi olma hakkına saygı temelinde, kadın işçilerin istihdamdaki varlıklarını koruyacak/teşvik edecek sosyal ve kamusal politikalardan oluşması gerekmektedir. Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak, doğum ve sonrasında cinsiyet rollerinin kadınların çalışma yaşamı üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak için Birleşik Metal-İş Sendikası Kadın Komisyonu olarak aşağıdaki önlemlerin alınması gerektiğini düşünüyoruz:

 

  1. Toplumsal cinsiyet eşitliği, tüm politikaların temeli haline getirilmelidir. Çocuk bakımının sadece kadının sorunu/sorumluluğu olduğu anlayışı terk edilmeli; bu konuda devlet, işveren ve eşlerin bu sorumluluğu paylaştığı eşitlikçi bir yaşam tesis edilmelidir.
  2. Yasal doğum izinlerine ek olarak uzatılması düşünülen her süre, anne ve baba arasında eşit olarak kullanılmalıdır. Ebeveyn izinleri hayata geçirilmelidir.

  3. Nitelikli, yaygın ve ücretsiz kreşler/gündüz bakım evleri yaygınlaştırılmalıdır. Tüm organize sanayi bölgelerinde 24 saat açık, nitelikli ve ücretsiz kreşler açılmalıdır.
  4. “Gebe veya Emziren Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla Emzirme Odaları ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Yönetmelik” toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifiyle yeniden ele alınmalıdır. İşyerlerinde emzirme odası zorunluluğu için yönetmelikte bulunan en az 100 kadının çalışması şartı kaldırılmalıdır. Yine kreş için 150’den fazla kadının çalışması şartı da kaldırılarak erkek işçilerin kreş hakkından faydalanması sağlanmalıdır.
  5. Esnek, güvencesiz, kayıtdışı çalışma biçimleri terk edilmelidir. Kadınlar için güvenceli, düzenli işler yaratılmalıdır.
  6. Çocuk bakımı ile yaşlı bakımı için gerekli sosyal politikaların yokluğunda, kadınların evden çalışmaya ve esnek-güvencesiz çalışma biçimlerine itilmesi engellenmelidir.
  7. Eşdeğerde işe eşit ücret prensibi hayata geçirilmeli ve doğum nedeniyle kadınların ücretlerinin, işyerindeki statülerinin, terfi süreçlerinin olumsuz etkilenmesine karşı önlemler alınmalıdır.
  8. Kadın işçinin doğum nedeniyle ücretsiz izin kullanması ya da işten ayrılması sonrası tekrar aynı işe dönmek istemesi durumunda kadına gerekli destek sağlanmalı ve emsal ücret üzerinden ücretlendirme yapılmalıdır.
  9. Çocuk 1 yaşına gelinceye kadar kadınlar tarafından kullanılan ve günlük 1,5 saat olarak düzenlenmiş süt izinleri, talep halinde toplu kullandırılmalıdır. Anne sütünün depolanabildiği günümüz koşullarında babaların da bu izni kullanmasının önü açılmalıdır.
  10. Tek başına çocuk büyüten kadın işçilere ekonomik destek verilmeli, vergi indirimleri sağlanmalıdır.
  11. Çocukların ihtiyaçları için alınacak günlük izinler anne ve baba arasında eşit olarak kullandırılmalıdır.
  12. Bebeklerin gelişimi için gerekli temel gıdalar/malzemeler ücretsiz sağlamalıdır. Paralı eğitimden vazgeçilmeli, okul çağındaki çocukların nitelikli eğitime erişimi ücretsiz olmalıdır.
  13. Annelerin ve bebeklerin tüm sağlık kurumlarından ücretsiz sağlık hizmeti alması sağlanmalıdır.

  14. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 183 Sayılı Anneliğin Korunması, 156 Sayılı Aile Sorumlulukları olan Kadın ve Erkek İşçilere Eşit Davranılması ve Eşit Fırsatlar Tanınması adlı sözleşmeleri onaylanmalıdır.
  15. Sendikalaşma oranı, kadın işçiler arasında yüzde 8 civarındadır. Sendikalaşmanın önündeki tüm engeller kaldırılmalı, kadınların toplu pazarlık hakkını kullanarak çalışma yaşamında refahlarını yükseltecek müzakere gücüne erişimlerinin önü açılmalıdır.

Biz metal işçisi kadınlar olarak, çalışma yaşamı başta olmak üzere, tüm yaşamın eşitlikçi, sosyal ve kamucu politikalarla yeniden düzenlenmesi gerektiğinin altını çiziyoruz. Ev işleri, bakım işleri sadece kadınların sorumluluğu değildir. Biz başka bir hayatın mümkün olduğuna inanıyoruz. Sendikaları, siyasi partileri ve demokratik kitle örgütlerini yaşamın her alanında eşitlikçi politikaların hayata geçirilmesi için harekete geçmeye çağırıyoruz.

BİRLEŞİK METAL-İŞ SENDİKASI
KADIN KOMİSYONU

Onursal Genel Başkanımız Kemal Türkler’in öncülüğünde gerçekleşen Şanlı 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nin 54’üncü yılında, konfederasyonumuz DİSK’in çağrısıyla İstanbul Kadıköy’deki Yoğurtçu Parkı’nda basın açıklaması ve anma gerçekleştirildi.

Etkinliğe Genel Başkanımız Özkan Atar, genel merkez yöneticilerimiz, şube yöneticilerimiz, temsilcilerimiz, uzmanlarımız ve toplu sözleşme hakları için 56 gündür onurlu grevlerini sürdüren Mersen işçileri katıldı.

“Yaşasın onurlu grevimiz” sloganıyla parka giren Mersen grevcileri, alkışlarla karşılandı.

Açıklamada, “Şanlı 15-16 Haziran’ın izinde ekmek, adalet ve hürriyet mücadelesine!” başlıklı bildiriyi, konfederasyonumuz DİSK’in Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu okudu. Çerkezoğlu, şunları söyledi:

“Bu şanlı direnişi nesilden nesle Türkiye işçi sınıfına anlatmak hepimizin görevidir. Çünkü 15-16 Haziran yalnızca anılması gereken bir “tarih” değildir. 15-16 Haziran içinden geçtiğimiz karanlık dönemden çıkış için yolumuzu gösteren bir işaret fişeğidir.

Bugün 15-16 Haziran direnişinin izinde ekmek, adalet ve hürriyet mücadelesini büyütme kararlılığımızı ifade etmek için bir aradayız. Türkiye işçi sınıfı olarak 15-16 Haziran direnişinde gösterilen birliği, dayanışmayı ve mücadeleyi örgütlemek zorundayız. Çünkü bize bir kez daha sömürü, adaletsizlik ve kölelik dayatılıyor.

Türkiye işçi sınıfı bu adaletsiz düzeni kendi elleriyle değiştirebilir.

Ülkenin tüm değer ve güzelliklerini üreten bizler 15-16 Haziran direnişinin ışığında birleştiğimizde ve mücadele ettiğimizde hiçbir kuvvetin bizi yenemeyeceğini biliyoruz.

Türkiye işçi sınıfı DİSK çatısı altında birleşmeye, 15-16 Haziran direnişinin izinde mücadeleye çağırıyoruz!”

Açıklamanın ardından kitle, sloganlarla 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nde üç işçinin katledildiği alana yürüdü. Yaşar Yıldırım, Mustafa Bayram ve Mehmet Gıdak adlı işçilerin anısına saygı duruşunda bulunuldu ve öldürüldükleri alana karanfiller bırakıldı. Anma, “Direne direne kazanacağız”, “İnadına sendika inadına DİSK”, “Yaşasın 15-16 Haziran Direnişimiz” sloganlarıyla sona erdi.